TSBSL 2. Hafta | Galatasaray 76 – Beşiktaş RMK Marine 63

Sevgili Sühan Cem ağabey'e ufak bir düzeltme.

Şikayetçi olduğumuz federasyon başkanı birkaç hafta önce değişti ve bizim de desteklediğimiz bir başkan ve yönetim kurulu TBESF'nin başına geldi.
 
Dün yaşanan rezalet üzerine maalesef ki biraz kafa yormak gerekiyor. Konuyu tüm boyutlarıyla incelemek bir hayli zor, zira içinde birçok farklı denklem barındırıyor. Aynı zamanda konu Galatasaray olunca yaşadığımız duygusallık da yazının objektif olma düsturuna zarar verebilir. Ancak dün yaşanılan olayın, geçtiğimiz sezonki şampiyonluk maçıyla büyük benzerlikler taşıması, gerekli dersler çıkarılmazsa aynı rezaletin bir daha yaşanabileceğine dair sinyaller verdiği için, tüm aktörlerin şapkasını önüne koyması şart görünüyor.

Öncelikle dün oynanan tekerlekli sandalye basketbol müsabakasında Galatasaray ev sahibi konumundadır. Konuya uzak arkadaşlarımızın düşünebileceğinin aksine, bu lig deplasmanlı olarak oynanmaktadır. Ülkemizde gündemi takip eden herkesin bileceği üzere ise, salon sporlarındaki derbi maçlarında salona rakip takımın taraftarı alınmamaktadır. Birçok farklı alanda kendisine gerekli ilginin gösterilmemesi sebebiyle, tekerlekli sandalye basketbol ligine dair böyle bir yazılı düzenleme yapılmış olmasa da, yöneticiler düzeyinde karşılıklı sözler verildiği biliniyor. Bizim nazarımızda, hem de büyüklerin verdiği sözler senettir.

Bu hususta ilginç olan ise, erkek basketbol takımının ev sahibi olduğu maçlarda dahi bu sayıları göremeyen Beşiktaş taraftarının böylesine organize bir şekilde, gelmemesi gereken bir yerde bulunmasının sorumlularının kim olduğudur. Beşiktaş yönetiminin ve taraftar önderlerinin, ezeli rekabette sportif ve maddi anlamda çok geride kalışları sebebiyle, seslerini daha yüksek ve ayarsız bir şekilde çıkarmaya çalışmaları anlaşılabilir olsa da, bunun yeri bu güzel spor mudur?

Diğer taraftan, olayın bir diğer faili ise, geçtiğimiz sezon iki takımın son karşılaşmasında yine aynı salonda çıkan olayları göz ardı ederek benzer bir ortamın oluşmasına mahal veren emniyet güçleri ve federasyon yetkilileridir. Aynı dün olduğu gibi, organize ve toplu bir şekilde Ahmet Cömert’e gelen Beşiktaş taraftarı kendisinin üçte biri kadarına tekabül eden, içinde benim de bulunduğum Galatasaray taraftarına saldırmaya çalışmış, çıkan olaylarda salonda ciddi bir maddi hasar meydana gelmiştir.

Bir kez dahi orada bulunmuş olan hemen herkesin bileceği üzere, karşı tarafa saldırma niyetiyle Ahmet Cömert’e gelen şiddet yanlısı bir grubun, o küçük salonda, hem de az sayıda kolluk kuvvetiyle engellenmesi neredeyse namümkündür. Abdi İpekçi ve Sinan Erdem gibi oldukça büyük boyutlardaki arenalarda dahi, rakip takım taraftarının bulunmasına güvenlik sebebiyle izin vermeyen emniyet güçlerinin bu duyarsızlığı bence sadece hazırlıksız yakalanmakla açıklanamaz.

Son olarak ise, dün için değil iğneyi, çuvaldızı kendimize batırma zamanıdır. Ev sahibi sıfatına sahip olduğu bir maçta Galatasaray’ın, ezeli rakiplerinden birinin karşısında sayıca az olması tabii ki üzücü bir durumdur. Üstelik bu durumun, kulüp tarihimizin en başarılı takımı sahada mücadele ederken gerçekleşmesi can sıkmaktadır.

Fakat birbirimizi suçlamak yerine, bu durumun nasıl aşılabileceği üzerine kafa yormak daha makul olacaktır. Kabaca bir hesapla, Galatasaray Spor Kulübünün, üç ana branş olan futbol, basketbol ve voleybolda toplam 6 adet takımı her hafta maç yapmaktadır. Tribün kovalamanın yanında, hayata dair sorumlulukları olan insanların maç ve takım seçmeleri maalesef ki kaçınılmazdır.

Örneğin, kendi adıma dün orada olamamanın utancını derinden yaşamaktayım. Fakat aynı anda, hem çalışan, hem doktora eğitimimi sürdüren bir insan olmamın yanında, üzerine çalıştığımız bir proje sebebiyle, bir süredir de haftasonları öğlen İspanyolca kursuna gitmek durumundayım. Öğlen seansını tercih ettim, çünkü diğer türlü futbol takımımızı kaçıracaktım. Dolayısıyla bu durumun fırsat maliyeti de, dün orada da bulunamamanın utancını yaşamak olarak bana kalıyor.

Biliyorum ki, benzer duruma sahip birçok tribün sevdalısı mevcut. Üstelik bu saydığım zorunlulukların yanında, bir ailesi ve zaman ayırması gereken çocukları olan büyüklerimizin sayısı az değil. Hafta içi oldukça yoğun geçtikten sonra, en azından haftanın bir gününü ailesine ayırması gereken insanların, bakın dinlenmek demiyorum, tribünü eski yoğunlukta kovalamalarını beklemek bence insafsızlık oluyor. Dolayısıyla amatör branşlardaki seyirci desteğini arttırmak için çözüm önerileri sunulurken bu durumun göz önüne alınması gerekiyor.

Bu noktada, engelsiz aslanlarımızın tribün yükünü yıllardır çeken, bizim ev sahibi olduğumuz maçlarda dahi gerekli desteği sağlayamadığımız bir ortamda, deplasman kovalayan Ultraslan Üni mensuplarının ayrı olarak, teker teker tebrik edilmesi bir zaruriyet. Yukarıda bahsi geçen zorunlulukların, en azından üniversite yıllarında daha asgari seviyede olması sebebiyle, diğer grupların da katılımıyla seyirci azlığı sorunu zamanla aşılacaktır. Aynı zamanda dün hemen her yerde sunulan fotoğrafların altında imzası olan Tutay arkadaşımız ve Galatasaray Üniversitesi Sosyal Farkındalık Kulübünün çabaları da, engelli sporcularımız ile tribünlerimizin daha fazla yakınlaşması noktasında güzel bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Son tahlilde, dikkat çekmek istediğim husus ise, ev sahibi olduğumuz diğer Beşiktaş derbilerinde, rakip takımın tekerlekli sandalyeli sporcularını da tribüne çağırarak alkışlayan Galatasaray taraftarının varlığının unutulmaması gerektiğidir. Oyuncusundan, teknik ekibine, yöneticisinden, taraftarına bu sporun güzel yüzü olan Galatasaray camiası, rahat bırakıldığı takdirde tekerlekli sandalye branşının ülkedeki lokomotif gücü olmaya devam edecektir.

Unutmayalım ki, diğer sporların aksine, tekerlekli sandalye basketbolu herkesin kazanmasının mümkün olduğu, birçok sporcu ve ailenin hayata dört bir elle sarılmasını sağlayan önemli bir lütuftur. Bu sporun daha fazla gelişmesi için rekabete her daim açığız, fakat barbarlığınızı ve nefretinizi kusmanın yeri burası değil. Bırakın engelleri kaldırmaya devam edelim, lütfen bırakın..
 
Sedat Hoca'nın, Beşiktaş RMK Marine koçu Tacettin Hoca'nın, TBESF yeni başkanı Demirhan Bey'in ve Paralimpik Komite başkanı Yavuz Bey'in katılacağı bir program saat 14.00'da NTV Spor'da olacak. "Salonlarda ve özellikle bu branşta bu tarz olayların yeri yok." temalı bir program olmasını bekliyorum. Umarım olayların nedenleri ve gelecekte doğuracağı sonuçlar da derinlemesine konuşulur.
 
İstanbul'a gittiğim ilk yıllar takımın kuruluş dönemine denk gelir. O dönem her maça giderdik, kaçırmazdık hiçbir maçı. Hatta ilk Beşiktaş deplasmanına 7 kişi gitmiştik. 150-200 kişilik Beşiktaşlı grup maç öncesi ve sonrasında şansımız iyi gitmese döve döve öldüreceklerdi bizi. Aynı dönemlerde bir kız maçından sonra da durakta bekleyen 15-20 kişiye saldırmışlardı. O dönemlerden biliyorduk bunların iki yüzlülüklerini. Biz ise her seferinde dostça davrandık ama hata etmişiz.

Şimdi gelinen nokta ise çok acı. Yönetimimiz Beşiktaş yönetimi ile ortak açıklama yapıp kamuoyuna şirin gözükmeye çalışıyor, aklı sıra sosyal mesaj veriyor. Bunu yaparken de bugün gözaltına alınan kardeşlerimizi kamuoyunun önüne atıyor. Peki yönetimden kaç kişi bugün gözlatına alınanların yarısı kadar maça gitti de böyle bir açıklama yapma gereği duyuyor. Siz ne kadar destek veriyorsunuz da kimsenin gitmediği maçlara giden kardeşlerimizi korumak yerine onları suçlu gösteriyorsunuz. Olayları çıkaranlar bu kadar netken şirin açıklamalar yapmanın mantığı nedir?

İnşallah kardeşlerimize bir şey olmaz. Olursa bunun vicdan muhasebesini yaparlar artık birileri.
 
Mithat Duran abi nerede acaba?Sene başı abartıyor, bi bekleyelim falan diyordum da Murat Özyer'in ne kadar yetersiz olduğu her vukuatta yüzümüze çarptı bu sezon..Kaldı ki daha sezonun yarısına bile gelmedik..Kim bilir daha neler olacak.. O şubenin koordinatörü olacak kişi,yaşanan olaylar sonrası Beşiktaş özür dilemeden o açıklamayı yaptırtmaz, yapılıyorsa da istifa ederdi.. Ama yok, kendisi olayın 'ortak sorumluluk' olduğunu söyleyip,övüyor bir de.. Sonumuz hayrolsun..
 
Beşiktaşlılar da ciddi şekilde kompleks var, bu artık su götürmez bir gerçek. Her durumda, "biz en iyiyiz, rakipsisiz, siz birbirinizi yiyin" (Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti için ) gibi şeyler düşünüp saldırıya geçiyorlar. Dün yaşanan olaylar da bundan ibaret.. Ayrıca yapılan ortak açıklama ve "birliktelik" mesajı da gereksiz. Oyuncular, hocalar ve teknik ekip arasında zaten bir gerginlik ya da olay yok, bütün sorun taraftar bazında ve tabii ki, bu sporun bütün yükünü Sedat Hoca'ya veren yönetimde.
 
Dün yönetime tepki koyanlara sert çıkışmıştım. Hatırlarsınız. Hepsinden özür diliyorum.

Maalesef Galatasaray SK, taraftarlarını yem etmiştir.
 
Merhaba. Bir çoğunuz beni isim olarak tanımaz, maçlara gelip gidenlerinizden ise bazılarınız sima olarak tanırlar.
Yıldız Teknik'in görevde olan 2 sorumlusundan biriyim diyerek kendimi tanıtayım.
İsimleri saklı tutarak anlatacağım ki emniyetle bir sıkıntı çıkmasın.
Düne dair olayların başlangıcı ve sonucuna ilişkin söylenmesi gereken şeyler olduğu için bu yazıyı yazıyorum.

Maç başlamadan önce salonda 15-20 kadar Galatasaraylı varken Beşiktaşlıların 100 kişiden fazla bir sayıyla içeriye girdi.
Tabi biz Beşiktaşlılar gelmeden önce pankartlarımızı asmış maçın başlamasını bekliyorduk.
Maçın başlamasına yakın 2 Beşiktaşlı sahaya girdi portatif tribüne asılı olan ''Galatasaray ne büyüksün ne yücesin'' pankartının bantlarını sökmeye başladılar. Fark edip hemen sahaya girdi 2 kişi. Ufak bir arbedenin ardından tüm Beşiktaş tribünü saha içine atlamış o 2 kişiye doğru koşuyordu.
Bu sırada diğer arkadaşlar pankartları topladı. Eğer pankart kaptırıldı olarak bilen varsa yanlış biliyor. Yani hiç bir pankart kaptırılmadı

Maç sırasında ve sonrasında kayda değer bir şey olmadı. En azından anlatmaya değecek bir şey olmadı diyelim.
Bu sabahtan itibaren gözaltılar başladı. Tamamen olay çıkarmaya gelmiş Beşiktaş tribününden 3 kişi alınırken bizden 15 kişi gözaltında.
Yarın sabah savcı ile görüşecekler ve karar verilecek.

Olayda tamamen suçsuz olan insanlar gözaltına alındı maalesef. İsim vermek istemiyorum ama bunların arasında Yıldız Teknik'in geçmiş dönem başkanlarından 3 tanesi de var. Hemde hiç bir olaya dahil olmamalarına rağmen. İşin kötü tarafı ise bu kişileri tribünün içinden insanların ispiyonladığı söyleniyor. Orası çok başka bir boyut tabi ki.

Klüp ortak açıklama peşinde koşuyor, basketbol şubesi yöneticimiz bu ortak açıklamayı örnek olarak gösterip twit atıyor.
Tamamen suçsuz olan ve bugüne kadar İstanbulda deplasmanda takımı yalnız bırakmayan insanlara bir ceza gelirse ne olacak diye sormadan edemiyor insan.
Söylenecek daha çok fazla sözümüz var illa ki ama söylemeye mecalimiz yok maalesef.

Olurda bu insanlara ceza gelirse, klüp ve tribün tarafından sahipsiz bırakılırlarsa hepimize yazıklar olsun.
 
Ufuk söylemeden önce gözaltına alınanlar hakkında net bilgim yoktu. Teşekkür ederim öncelikle. Bu süreçte kabahatli çok kişi gösterebiliriz ama en büyük suçlulardan biri de GSTV yöneticileridir. Olaylar esnası bile sadece GS tribünlerini çektiler. Maç öncesi maçta ve sonrası yaşanan olaylarda BJK tribünlerini gösterirken kızları aileleri göstermeye çalıştılar. Sorumlu yayıncılık politikasımıdır bilmem böylece taraftarlarını suçlu gibi göstermeyi başardılar. BJK TV bile çekimi bizim taraftarların arasından yapmış. Haliyle polisin gözüne çarpacak isimler hep GS'lılar olmuş. Yazıklar olsun gerçekten. Şu olayın aslını astarını "habercilik" anlayışı ile anlatmayı bile beceremediler. Ahmet Önder de gözaltına alınanlardan biriymiş. Bİzim forumumuzda da yazar (özellikle TSB başlığında çok vardır yazısı) ve deplasmanlara da giden biridir. Kendisini yakından tanımasam da çok defa tribünde görmüşümdür, halim selim bir arkadaştır. Zaten maça da eşiyle gelmiş. Böyle bir "sapkın" olaydan sonra Ahmet gibiler cezalandırılacaksa yüzlerce defa yazıklar olsun.

GS spor kulübü yönetimi bir kez daha GENE olayların üzerine bir çizgi çekelim bundan sonra bu olaylar yaşanmasın bık bık da bık bık hamasi laflar ederek beni derin hayal kırıklığına uğrattı. Bu taraftarın gösterdiği büyük sağduyuya yakışmayacak davranışlar içindeler. Bir kez daha suçun yarısı GS taraftarında diye göstermişler hatta Ufuk'un verdiği rakamlara bakarsak kabaca bu olayların %83'ü GS taraftarının suçu. Aferin aferin!
 
Maç sırasında ve sonrasında kayda değer bir şey olmadı. En azından anlatmaya değecek bir şey olmadı diyelim.
Bu sabahtan itibaren gözaltılar başladı. Tamamen olay çıkarmaya gelmiş Beşiktaş tribününden 3 kişi alınırken bizden 15 kişi gözaltında.
Yarın sabah savcı ile görüşecekler ve karar verilecek.

Olayda tamamen suçsuz olan insanlar gözaltına alındı maalesef. İsim vermek istemiyorum ama bunların arasında Yıldız Teknik'in geçmiş dönem başkanlarından 3 tanesi de var. Hemde hiç bir olaya dahil olmamalarına rağmen. İşin kötü tarafı ise bu kişileri tribünün içinden insanların ispiyonladığı söyleniyor. Orası çok başka bir boyut tabi ki.

Klüp ortak açıklama peşinde koşuyor, basketbol şubesi yöneticimiz bu ortak açıklamayı örnek olarak gösterip twit atıyor.
Tamamen suçsuz olan ve bugüne kadar İstanbulda deplasmanda takımı yalnız bırakmayan insanlara bir ceza gelirse ne olacak diye sormadan edemiyor insan.
Söylenecek daha çok fazla sözümüz var illa ki ama söylemeye mecalimiz yok maalesef.

Olurda bu insanlara ceza gelirse, klüp ve tribün tarafından sahipsiz bırakılırlarsa hepimize yazıklar olsun.
Şu kısım yer yarılsa da içine girsem dedirtiyor.Pes.
 
Şu olaylara gram şaşırmadım. Geçen sene ki final serisinin ilk ve ikinci maçında da benzer şeyler oldu. İlk maçta da az kişiydik ve polis araya girmese bize saldıracaklardı. Ama bu bir şekilde önlendi. Maç bitiminde salonda yarım saatten fazla beklemek zorunda kaldık çünkü Şirinevler ve Ataköy'de pusup bizi bekleyen Beşiktaşlılar volta atıyorlardı. Allah'tan Sedat Hoca bir çok taraftarı kendi arabasına ve kulüp minibüsüne aldı da tatsız bir şey yaşanmadı. Ben Hüseyin ve Furkan Abi de e-5 kenarından Bahçelievler'e kadar yürümek zorunda kalmıştık. İkinci maçta kalabalıktık. Beraber metrobüs'e yürüdükten sonra evimin konumundan dolayı Şirinevler'e indim. Orada 10-15 beşiktaşlı önümü kesti ara sokağa çektiler beni. Allahtan içlerinden bir tanesi eski dershane ve şimdi üniversiteden sınıf arkadaşımdı. Yoksa kim bilir neler olacaktı. Beşiktaşlıların geçen seneden beri söyledikleri bir şey var. Geçen sene lig maçında bir beşiktaşlı engelli bıçaklandı diye. Bu doğru mu bilmiyorum ama biz salondaydık ve bildiğim kadarıyla böyle bir şey yok. Ama bu durumdan sonra bu adamlar gelmeye başladılar. Çoğu da Zeytinburnu, Karagümrük, Bağcılar gibi yerlerden. Yani adamların amacı sırf mevzu yapmak. Tutuklanan sadece Uni'den değil Bh'tan da bir kaç insan var. Hepsine çok geçmiş olsun. Artık bazı şeylerin oturup konuşulması lazım. Beşiktaşlılar gelmiyor yea eskide kaldı. Adamlar geliyor ve çoğu mevzu için geliyor. Tamam polis falan önlemini almalı ama sen o salonu doldurmazsan o adamlar salonda istedikleri gibi at koştururlar kimse de kusura bakmasın.
 
İşin doğrusunu medyanın kafasına kafasına vurman gerekirken,BJK TV Eboue olayında kaldığı yerden devam ederken,mağdur insanları suçlu gibi göstererek kara propaganda yaparken hala ortak açıklama.Resmi sitenin ortasında duruyor kabak gibi,sabrımızı ölçercesine.
Bir yönetim ancak bu kadar cibiliyetsiz olabilir.Ulan şike yapan adamlar zeytinyağı gibi üste çıkabiliyorken siz haklı olduğunuz yerde ''haklı benim'' demekten acizsiniz.
 
İşin doğrusunu medyanın kafasına kafasına vurman gerekirken,BJK TV Eboue olayında kaldığı yerden devam ederken,mağdur insanları suçlu gibi göstererek kara propaganda yaparken hala ortak açıklama.Resmi sitenin ortasında duruyor kabak gibi,sabrımızı ölçercesine.
Bir yönetim ancak bu kadar cibiliyetsiz olabilir.Ulan şike yapan adamlar zeytinyağı gibi üste çıkabiliyorken siz haklı olduğunuz yerde ''haklı benim'' demekten acizsiniz.
Kesinlikle doğru bir ifade. Haklı olduğumuz yerde "Haklıyız." demekten aciz, kamuoyuna hoş görünmeye çalışan, sosyal medyatik insanlar yönetimde. Millet FB derbisiyle, Kaka-Diego ile ilgileniyor; GS taraftarının hem darp edilip hem de tutuklanması arada kaynıyor. Maalesef yönetim de buna çanak tutuyor.
 
Ne olur ki, Pazar günü Fener'i yeneriz herşey güllük gülistanlık. Bu taraftar profiline bu yönetim çok bile..

Koskoca Dünya Şampiyonu takımı 18 kişilik transit gecekondularla taşıtan da bu yönetimdi, hocasına küfür iftirası atarak taraftarın önüne fırlatan da bu yönetimdi. Ama hiçbir tepki, hiçbir söylem, hareket vb. şeyler gelmediği gibi farklı branşlarda alınan galibiyetlere ve kupalara kandı taraftar. O yüzdendir ki böyle başa, böyle tarak..
 
Sayın Özyer twitterdan "kurunun yanında yaş da yanmış olabilir" diyerek ne kadar duyarlı olduğunu gösterdi bugün. Bu yönetimin insanlara şirin görünme çabasını anlamak mümkün değil. Adamlar pankarttan tahrik olduk diye bahane uydurup işten paçayı kurtarıyor, olan bizim tribün emekçilerine oluyor. Umarım bu olay unutulmaz. Suçlu gösterilen insanlar da en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşur.
 
Yazmayayım, yazmayayım diyorum kendimi tutamıyorum.

Olaylar ile ilgili kimseden hiç bir bilgi almadım, yani normal bir vatandaş gibi görüyorum ve kamuoyunda olay Galatasaray taraftarının üzerine bırakılmış gibi görünüyor. Öyle veya değil, dışardan biri olarak asla yorum yapamam ama benim içimde ordaki Galatasaraylıların suçsuz olduğuna yönelik bir his var. Yaşayanlar olayların nasıl olduğunu daha iyi biliyordur.

Söylemek istediklerim bunlar da değil aslında. Ben Oktay Mahmuti'nin göderilişi hakkında yönetimin tavrı ile ilgili bir şeyler yazmıştım, nereye yazdım şimdi hatırlayamıyorum. Ünal Aysal yönetimini başından o olaya kadar inanılmaz beğeniyordum ve Türkiye'de ilk defa bir yönetimin gerçek anlamda iyi fikirleri olduğunu düşünüyordum ama o şekilde gönderiliş benim miğdemi inanılmaz bulandırmıştı, hatta bir arkadaş twitter'da ''tamam Mahmuti olayı var ama bu olay yüzünden de şu güzelim yönetimi gömmem'' yazmıştı. Ben gömerim arkadaş, ilerisi için bir ipucudur bu hareket.

Yönetim bir insan ile çalışmayabilir, o insan başarılayken de bu olabilir ama o şekilde yollar ayrılmaz. Yapılanlar çok iğrençti bana göre ve bu da ilerisi için bana hep dikkat dedirmiştir ve bu dikkatimde de haklı olduğum bugün ortaya çıktı.

Bu yönetim yine amiyane tabir ile satış yapmıştır ve orda bir sosyal sosyal sorumluluk hareketine sahip çıkan çocukları göz göre göre ateşe atmıştır.
 

Üst